25 Ağustos 2010 Çarşamba
18 Ağustos 2010 Çarşamba
Alice Sıradanlıklar Diyarında (1)
Alice bir şeyler zırvaladı ve Tırtıl Absolem; "sen fazla film izliyorsun galiba" dedi.
-Evet efendim, fakat bunun nesi kötü anlamış değilim.
-Filmler gerçek değildirler, hayal ürünüdürler. Senin bahsettiklerin de gerçek dünyaya uygun düşecek fikirler değildi. Ancak filmlerden etkilenip bu tür fikirlere sahip olabilirsin.
-Ben bu görüşünüze katılmıyorum efendim. Çoğu film aslında gerçeğin ta kendisidir, hayatın içinden gelir. Bilim kurgulardan bahsederseniz eğer, onların da çoğu birkaç yıl sonra gerçekleşir. Sanırım siz bana "sen fazla fantastik film izliyorsun" diyecektiniz.
-Hayır, Alice. Sen kaç yaşındasın?
-17 efendim.
-Ben ise 48. Sen bu yaşına kadar gerçek hayattan uzak kaldın Alice. Hep kafanda uyarladığın bir dünyada yaşamayı planladın. Hayal ettin hep, büyüyünce filmlerdeki gibi büyülü bir hayatın olacaktı. Farklı, eğlenceli, dahice bir hayat. 17 yaşına geldiğine göre artık öğrenme vaktin gelmiş demektir.
(nargilesinden derin bir nefes çeker) öhhü öhhü...
-Neyi öğrenme vaktim efendim?
-Hayatın kafandaki gibi olmadığını Alice! Bir filmin içinde yaşamadığını, ya da bir masal… Aslında doğduğundan beri aynı sıradanlıkla büyüdüğünü, herkes gibi olduğunu, herkes gibi sıkıcı bir hayatın içinde yaşadığını, monoton, sıradan, büyüsüz bir hayat…
Alice bir kelime dahi çıkaramıyordu ağzından. Hayatında ilk defa gördüğü bir tırtıldan ders alıyordu. Bu ne cürret! Hem sinir hem de korkuyla dolmuştu Alice’in kalbi, hızlı hızlı çarpıyordu. Tırtılın bir an önce susmasını istiyordu ama tırtılın duracağı yoktu. Alice’ten bir cevap almadan devam etti konuşmasına.
-Evet Alice, hayatın kafandaki hayatla hiçbir alakası yok. Bugün bir evlilikten kaçtın, fakat oraya döndüğünde evlenmeyi kabul etmezsen üniversite kazanmak için bütün bir sene çalışıp, sınavlara gireceksin.
Bu sınavlardaki başarına bakarak seni, senin tercihlerin doğrultusunda bir üniversiteye yerleştirecekler.
Bu üniversitede seçtiğin mesleğe sahip olmak için 4-5 sene çalışacaksın.
Yine sınavlara girip atamaların yapılırsa bir meslek sahibi olacaksın.
Çok geçmeden ya senin sevmediğin sana tapan bir adamla ya da seni kandırıp kendine aşık eden çıkarcı bir adamla evleneceksin. İkiniz de her gün işlerinize gidip geleceksiniz, akşamına yorgun düşeceksiniz ve hiçbir şey yapmadan her gününüzü bu şekilde öldüreceksiniz. Peki ya ne için? Para.
Bugün sen neyden kaçmıştın Alice? Zengin bir kocadan değil mi?
Şimdi evlenmezsen, kendini 7-8 sene daha fazladan yorup, yine aynı duruma düşeceksin.
Öhhööö öhhöö öhhö…
Alice burada daha fazla kalmak istemiyordu, yaşlı tırtılın yanından hemen uzaklaşmak istiyordu…
Bir dakika geçmeden bir şey oldu ve Alice aslında uzaklaşmak istemediğini düşünmeye başladı.
Evet, uzaklaşmak da istemiyordu. Bu sıkıcı tırtılın yanından gitmek bile istemiyordu artık.
Hemen yanında biten böğürtlenleri konuşmaya başlamadan önce büyük bir hevesle yemek isterken artık hiç de çekici bulmuyordu onları. Tırtılın ağzından çıkan kavunlu nargile dumanı “beni içine çek” demiyordu artık, Alice yere uzandı.
Gökyüzüne baktı, karanlık bulutlar boğucuydu, rahatsızlığına karşı hiçbir eylemde bulunamadı.
Ölene kadar burada yatıp, kıçını büyütebilirdi artık…
Darque.
19.ağustos.10
16 Ağustos 2010 Pazartesi
Üzüntünün 6 Hali
Üzgünüm
Çünkü kalbimi çıkarıp doğrama zevkini
Tadamayacağım hiçbir zaman.
Üzgünüm
Kestikten sonra sol elimi
Sağ elimi kesecek bir el kalmıyor.
Üzgünüm
Saçlarımı ne kadar kısaltırsam
Çekmem o kadar zorlaşıyor.
Üzgünüm
Dişlerimi çekersem bir kerpetenle
Isıramam bir daha kollarımı.
Üzgünüm
Tırnaklarımı çekersem köklerinden
Tırmalayamam vücudumu.
Üzgünüm
Acı çekmem zorlaşır derimi soydukça
Kırdığım her yeni camda.
Darque.
06temmuz10
13 Ağustos 2010 Cuma
Yokluğun Beni Rahat Bırakmıyor
Şu kalemin kömürü
Ne kadar güzel.
Karanlığın sessizliği
Ne kadar huzurlu...
Ve beni dışarının soğuğundan
Koruyan bu duvarlar
Ne kadar feci.
Dışarısı ne güzeldir şimdi...
Kimseler kalmamıştır sokaklarda,
Kimsesizler gizlenmiştir yine kuytulara
Belki birkaç sokak lambasıyla
Göğün karanlığı, ne güzeldir şimdi.
Tek yapmam gereken
Atkımı montumu alıp
Duvarların ardına
Atabilmek kendimi
Bir nefes alıp
Karanlıktan yokluğuna
Kocaman bir
Duman vermek.
Tek yapmam gereken
Kendimi atabilmek,
nefesi çekebilmek
-saklı bir sigaradan-
ve verebilmek dışıma...
-e bilmek ne kadar zor, ne kadar imkansız!
Yanımdaki varlığın gibi.
Şimdi;
Bir of çekebilmek
Düşer bana
Gözyaşı vermek
yokluğuna.
Darque.
08.şubat.10
08.şubat.10
Dikenli Taç
Önceleri en büyük saygıyı duyardım sana, hayrandım
Çekinirdim her şeyimden, senin karşında basitliğin âlâsıydım
Ne zaman bana değer verdin sonrasında acı çektirdin göz göre göre
O zamandan beri çekinemiyorum senden, eriştim sanki mertebene.
O zamandan beri çekinemiyorum senden, eriştim sanki mertebene.
Darque.
13.ağustos.10|16.20
12 Ağustos 2010 Perşembe
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Bakıyorum, Yazıyorum, Uyuyorum...
Aynaya bakıyorum gözümdeki seni görebilmek için.
Dizelerin bile uzunlukları belli, kuralları var dize olmak için,
uymak istemiyorum, yazmak istiyorum sonra da uyumak...
Gözüme bakıyorum, seni arıyorum orada
Bir küçülüp bir büyüyorsun bebeğinde
Kaybetmekten korkuyorum seni orada.
Hep sana bakıyorum, yazıyorum, sonra da uyuyorum.
Dizelerin kuralları var, düşünceleri belirtmek bile kurallı
ben uymuyorum, sana bakıyorum, uyuyorum.
Bazen de bana bakıyorum, sen gözüme battığında kendime bakıp uyuyorum.
Bazen de aynaya bakmaya üşeniyorum, uyuyorum.
Bazen de aynaya bakmaya üşeniyorum, uyuyorum.
Darque.
17.mayıs.2010
Var Olan Hiçlik
Hiçlikle seviştim bugün
Bütün sevişmelerimden daha tatlıydı.
Ne bir el dokundu tenime
Ne kulaklarım bir nefes duydu
Ama öyle bir hissettim ki varlığını
Bütün hücrelerim doydu.
Bütün hücrelerim doydu.
Darque.
31.temmuz.10
Akşamdan Kalma
Etkisi altında: akşamdan kalma.
Olsa keşke
Ama geçmeyen bir etki bu;
Günlerce, haftalarca, aylarca
Belki de...
Belki de...
Daha fazla.
Farklı bir sarhoşluk bu seferki
Farklı bir dalgınlık nedeni
Ve sonucunda anlaşılan;
Farklı bir sevgi.
Piyanonun tuşlarına dokunuşların...
Önceleri bir tek bana duyulurdu
Ama şimdi; gittikçe yükseliyor dokunuşlarının kuvveti
Artık kendimde saklayamıyorum ezgilerini.
Bu ezgiler huzur veriyor
Aynı zamanda da iç acıtan,
Can yakan bir dokunuşu var,
Kalbime,
Olan uzaklığı önemli değil çalan ellerin
Bu kadar yakınken hissettirdikleri, eserinin.
Bu kadar yakınken hissettirdikleri, eserinin.
Evet, etkisi altında kalbim.
Hafiften akşamdan kalma gibiyim
Her vakti; günlerimin.
Darque.
02.aralık.09
İçimizdeki Kelebek
''Bir dostun olabilmekti içimde ukte kalan, dert dinlemekti…
Çok farklıydı seninki…
Ama dediğim gibi, ben; isteklere göre şekillendirebiliyorum kendimi.
Emrinizdeyim, önemli olan sizin mutluluğunuz, emrinizdeyim.’’
Bir melek değil, bir kadının kanat çırpışındandı gelen sesler.
Kadınların da kanatları vardır, uçabiliyorlar.
Kırarsınız; kırmanız için değillerdir halbuki. Bize tutunup uçabilmeniz içindir o kanatlar… istediğiniz yere…
Uçmak istemediğinizi söylersiniz ama sizden daha iyi biliriz içinizi.
Büyük bir çocukluk var göze batan, sizde. Ve bunu şekillendirip kendini üstün göstermek de
büyük yetenek gerektirir doğrusu.
büyük yetenek gerektirir doğrusu.
Yeteneklisiniz, ama bu yetmiyor. Peki ya ne için? Burada tıkanıp susuyoruz işte.
Bu susuşlar da bizim için. Gizlilik her zaman daha çekici olur gözünüzde.
Bildiğimizi bilmiyor ya da bizi saf sanıyorsunuz böylelikle.
Çocuk olmayı fazla sevmiyoruz anlaşılan.
Ya da sizin çocukluğunuz bizim olgun olmamızı gerektiriyor; kendini düşünen siz oluyorsunuz,
çocuğunu ortalığa salan, siz.
çocuğunu ortalığa salan, siz.
Kim olursak olalım sizin anneniz oluyoruz. Çünkü bizim g noktamızdan gelen zevk sizden,
sizin mutluluğunuzdan daha önemli değil bizim için.
sizin mutluluğunuzdan daha önemli değil bizim için.
İşte, burada ayrılıyoruz sizinle ve gerisi de geliyor…
Yoksa hepimiz insanız, çocuğuz, büyüyoruz; hep.
Yaşayabilmeye çalışırken yaşatabilmeye de çalışıyoruz biz.
İşte o içimizdeki kelebekten kaynaklanıyor bu.
Yoksa sizsiz ayakta duruşlarımız sizinkilerden daha dik, dimdik.
Dedim ya, içinizi sizden daha iyi biliriz.
Kelebek… Yaşadıklarımızla beslenir, beslendikleriyle büyür.
Büyüdükçe kanatları sırtımızı yarar ve dışarı çıkar sonunda.
Ne kadar güçlüyse o kadar işe yarar kanatları.
Büyüdükçe ağır da gelir, yine size yaslanırız.
Ama; isterseniz. Yoksa biz içimizdeki kelebeğe sarılıp da yaşamayı iyi biliriz.
Ama siz; bizsiz, bizsizsiniz.
Kelebek; sizin için, verdiği yorgunluk sonucu yaslandığımız omuz; sizin.
Sanmayın işte bu anda size ihtiyacımız olduğunu.
Kelebeği yaşatabilmek için tüm uğraşlarımız.
Kelebek ise, sizin için.
Kelebek konuşuyor bazen… bir şeyler istiyor…
Havalanmasınlar diyor. Kadınlar bırakırlarsa yere çakılıyorlar, ya hiç tutmasalar?
Bencilleşmesinler diyor daha fazla…
Kelebek olmadıkça yaşayamadı adamlar. Çevrelerindeki kadınları var sandılar, yanıldılar.
Çünkü üstlerine basarak yükseldikleri kadınlar kendilerini belli etmezler, susarlar.
Kelebek yoktur artık içlerinde, öylesine yaşarlar, ama yaşarlar.
Darque.
01.aralık.09










